23 Ekim 2014 Perşembe

ARI’NIN “HİKAYASİ OLAN ÖLÜLER ”ROMANI ÇIKTI

Susma Gazetesi İmtiyaz Sahibi Sevim ve Gazetenin Kurucusu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Bahaddin Arı çiftinin oğlu Üstüngel Arı’nın  “Hikayesi olan Ölüler” kitabı Esen Kitaptan çıktı. Kitabın arka kapağında Yazar Altay Öktem’im değerlendirmesi yer aldı.

Öktem okuyucuya yönelik kitabı şu ifadelerle tanıştırıyor, ““Biraz sonra bir roman okuyacaksınız ve hayatınız değişmeyecek. Ama değişen bir şey olacak: Artık hayatınız değişmediği için küfredebilecek olgunluğa erişeceksiniz! Bunu yeniyetme bir yazar, daha ilk kitabıyla yapacak size. Şimdi kendinizden pişman olmayı öğrenin ve hiç zaman kaybetmeden bu romanı okumaya başlayın ya da ağlayın. Hayatınız bir fim şeridi gibi geçsin gözlerinizin önünden: Babanızın ilk tokadı, üstüne erken boşaldığınız sevgiliniz, ya da boşanmak için geç kaldığınız karınız, kocanız, o berbat mesleğiniz… Biliyorsunuz, belki de bilmiyorsunuzdur, yine de söyleyeyim: ‘Bazı meslekler adi suç kategorisine girebilir, tıpkı bazı adi suçların meslek kategorisine girebildikleri gibi.’
Hikâyesi Olan Ölüler’le karşılaşmak sizi şaşırtmazsa, asıl o zaman üzülün. Demek ki bir hikayesi bile olmayan diriler şaşırtıyor sizi. Çok yalnızsınız ve yalnız yaşlanıyorsunuz. Gelin, bir iyilik yapın kendinize. Bu romanı okuyun. Sonra, ister hayatınızı bir saksı gibi önünüze koyup seyredin, hani derler ya, kendinizle yüzleşin; ya da kafanıza sıkın, ne bileyim. Önce okuyun da… “


Üstüngel Arı’nın

Biyografisi

1990 yılının 3 Mart'ında annesinin doğum gününde bir doğum günü hediyesi olarak Zonguldak'ta dünyaya geldi. Bu sebeple hayatının geri kalanında annesine doğum günü hediyesi almasına gerek kalmadı.

2009 yılında Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nü kazandı. 2010 yılında Arkeoloji Bölümü'nde laboratuar asistanlığı yapmaya başladı fakat geçen bir yılın sonunda hocasıyla yaşadığı bazı fikir ayrılıkları nedeniyle işi bıraktı. 2011 yılında yine aynı üniversitede Felsefe bölümünde ÇAP (Çift Anadal) yapmaya başladı.

2012 Haziran ayında, 2008 yılından beri yazdığı edebiyat blogu (benideoku.com) sayesinde Okan Bayülgen tarafından keşfedildi ve işe alındı. Bir yıl süresince Tv8, On8tv, Go Yapım Hizmetleri ve Makina Medya Yapımevi bünyesinde Okan Bayülgen adına editörlük ve metin yazarlığı yaptı. Bu süreç içerisinde bir televizyon kanalı için hazırlanmakta olan polisiye bir dizinin senaryo ekibinde yer aldı ve Selin Atasoy, Ahmet Saatçioğlu, Ülkü Tamer gibi isimlerle çalışma ve tanışma imkanı buldu.

2013 Mayıs ayında "Okan Bayülgen Format Atıyor" turnesi kapsamında Radyo Trafik ve Okanbayulgen.fm'de yayınlanan programa, ekip arkadaşlarıyla birlikte "Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası" adlı radyo oyunları yazarak katkıda bulundu.

2013 Haziran ayında Arkeoloji lisans diplomasını aldı ve çerçeveleyip ofisinin duvarına asması için annesine gönderdi. Çünkü biliyordu, diplomalar çerçevelenip duvara asılmaktan başka bir işe yaramazdı. (Felsefeyi bitirmek için hala 16 dersi ve tezi bulunuyor)

2014 Nisan ayından itibaren ise Ali Biçim Show ekibinde metin yazarlığı yaparak hayatta kalıyor. Başta At Kafası olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerinde zaman zaman yazıları yayınlanır. Blogu çok boşladı. Rakı içmeyi sevmez. Cin toniğe hayır demez. Aslen biracıdır.

Ve aslında size hiçbir şey söylemez; tıpkı tüm diğer konuşanlar gibi. (Yayınevinin notundan)


22 Ekim 2014 Çarşamba

ÖĞRENCİLERE 112 NİN ÇALIŞMALARI ANLATILDI


Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğüne bağlı 112 de görevli personeller tarafından Kozlu İlçesi Cumhuriyet İlkokulunda eğitim gören 197 öğrenciye 112 acil servis ile ilgili tanıtım ve bilgilendirme eğitimi verildi.
           Okul bahçesinde düzenlenen eğitimde İl Ambulans Servisinde görevli Acil Tıp Teknisyenleri (ATT) personelleri tarafından öğrencilere 112 nedir, görevleri, nasıl aranmalıdır, 112 neden meşgul etmemeliyiz, 112 acil servis çalışanları mesleki ve sağlık bilgileri verildikten sonra ambulans içinde bulunan tüm teknik ve tıbbi donanımlar öğrencilere tek tek ambulans içine bindirilerek gösterildi ve anlatıldıktan sonra temsili tatbikat yaptırıldı.
        İl Sağlık Müdürü Dr. Bilal Cin ise yapılan eğitimle ilgili olarak yapmış olduğu kısa açıklamada ise şu sözlere yer verdi. “ Öğrencilerimize verilen bu bilgilendirme,tanıtım eğitiminin gelecek nesillerde sağlık camiası ile ilgili farkındalık oluşması ve halk ile sağlık camiasının iletişimin sağlıklı olarak yürümesine yardımcı olacaktır. Yeni nesiller sağlık konusunda daha bilinçli yetişmesi için bu tarz eğitimlerimiz önümüzdeki günlerde belirli aralıklarla devam ettireceğiz “ dedi.
       Kozlu İlçesi Cumhuriyet İlkokulu Müdürü Bahattin Kabakçı ise, Okul öğretmenlerimiz ve okul aile birliği başkanımız ve üyeleriyle birlikte 112 acil servisinin özellikleri ve çalışanlarının görevlerini öğrencilerimize göstermek, öğretmek ve bilgilendirmek amacıyla düzenlenmiştir. Bize bu konuda yardımcı olan İl Sağlık Müdürlüğüne ve özellikle çalışmamıza birebir katkıda bulunan İl Sağlık Müdür Yardımcı Dr. Recep Genç ve ekibine okul yönetimi ve aile birliği yönetim kurulu olarak teşekkür etmek istiyorum dedi.
            


KÖMÜR İŞLETMELERİ RAPORU MÜSİAD GENEL BAŞKANI NAİL OLPAK’A SUNULDU

             MÜSİAD Zonguldak Şube Başkanı Salih Yılmaz, Zonguldak Özel Sektör Yer Altı İşletmelerinin yetkilileriyle görüşerek en temel sorunları ve belirtilen çözüm önerilerini içeren raporu, MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak’a teslim etti.
   MÜSİAD Zonguldak Şubesi, Zonguldak’ta Torba Yasası ile birlikte üretimin durdurulup işçilerin çıkartılması sürecinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle Zonguldak ekonomisinin etkilenmesi üzerine Özel Sektör Yer Altı İşletmelerinin yetkililerle görüşüp rapor hazırlamıştı. 
      Kömür işletmecileriyle yapılan görüşmelerde sorunun 3 ana maddede değerlendirilip aşılabileceği ortaya çıkmıştı. Hazırlanan raporda, “Rödevans yönetimi yerine ruhsatlandırma, SSK ve KDV’de iyileştirme ve TTK’nın kömürü alması” konuları ele alınarak ayrıntılar detaylı şekilde açıklandı.
     MÜSİAD Zonguldak Şube Başkanı Salih Yılmaz, hazırlanan raporu yetkili Bakanlarla görüşüp destek vermesi için MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak’a teslim ederek süreç hakkında bilgi verdi. Başkan Salih Yılmaz, konuyla ilgili sorunların Enerji Bakanı Taner Yıldız’a iletildiğini, düzenleme yapılacağına dair sözler verildiğini belirtti. Konunun Zonguldak ekonomisi açısından büyük önem taşıması nedeniyle MÜSİAD Genel Merkezi aracılığıyla da gerekli girişimlerde bulunulmasını istediklerini ifade eden MÜSİAD Zonguldak Şube Başkanı Salih Yılmaz, “Tüm bunların değerlendirmesinde Türkiye‘de ve dünyada emsali olmayan Rödovans işletmeciliğinin tekrar gözden geçirilerek konu ile ilgili yapılacak yeni yasal düzenlemelerden sonra işçiyi ve işvereni aynı anda memnun edebilecek ortak bir çözüm noktasına ulaşılabileceği görüş ve kanaatindeyiz” dedi. 
     MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak da konunun önemini MÜSİAD Zonguldak Şubesinin hazırladığı rapor sayesinde bir kez daha anladığını belirterek, gerekli girişimlerde bulunulacağını söyledi.



ZONGULDAK ÇGD TARİHE NOT DÜŞÜYOR,HANDE SUHER BELGESEL ÇEKİMLERİ TAMAM


 

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Zonguldak Şubesi, kültür etkinlikleri çerçevesinde yörenin gelişmesinde iz bırakanları ölümsüzleştiriyor…
Türkiye Cumhuriyetinin ilk ili olan Zonguldak, 1 Nisan 1924 tarihinden hemen sonra sanayileşmenin de merkezi olarak belirlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Agah Çağlar Zonguldak’a nafa(bayındırlık)müdürü olarak gönderilir. Kent merkezinde bir çok binanın yapımına imza atan Agah Çağlar’ın yaptığı binalardan biriside Mehmet Çelikel Lisesi’nin binasıdır. Agah Çağların kızı Hande Suher  bu okulun ilk mezunlarından olup Türkiye’nin ilk kadın dekanıdır.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Zonguldak Şubesi tarafından çekimleri Zonguldak ve istanbul’da tamamlanan Prof. Hande Suher'in, "Kamu Yararı"nı Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü ölümsüzleştiriliyor.
Belgeselin yönetmenliğini tanınmış gazeteci-yazar ve belgeselci Nazım Alpman yapıyor. Artı bir TV stüdyolarında montajı süren belgesel ileride gerçekleştirilecek bir etkinlikle Zonguldaklılarla buluşturulacak.
İŞTE ZONGULDAK’IN GURURU HANDE SUHER…
 İnsanlar Anıldıkça Yaşar adlı kitabı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve YEM Yayın işbirliği ile yayımlandı. Kitap, Cumhuriyet'in ilk on yılında doğmuş ve "kamu yararı"nı her şeyin üzerinde görmüş bir Cumhuriyet kuşağı mensubunun; ülkemizin ilk kadın şehir plancılarından olan Prof. Hande Suher'in yaşam öyküsünü gözler önüne seriyor. Prof. Hande Suher, bu kitapla, İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehircilik Kürsüsü'ne asistan olarak katıldığı 1951 yılından itibaren, yarım yüzyılı aşkın bir süre boyunca ülkemizde şehircilik eğitimine ve mesleğine ilişkin gelişmelere, birçoğunda etkili de olmuş öncü bir bilim ve meslek insanı olarak ayna tutuyor.114 adet siyah-beyaz çizim ve fotoğrafKitapta, Prof. Suher'in, şehircilik ve mimarlık meslekleri ile İstanbul Teknik Üniversitesi'ne olan sevgisi, yürekten bağlılığı, hizmet aşkı ve doğruları savunmaktaki mücadele azmi, bilimsel merakı, dürüstlük ilkesi, mesleki etik değerlerden taviz vermeyen tutumu göze çarparken, özel yaşamından kesitler de duygulu anlatımlar eşliğinde paylaşılıyor. "ilk kadın dekanı" olan Prof. Hande Suher, İTÜ Mimarlık Fakültesi Planlama Teorileri ve Metodu Kürsüsü Kurucu Başkanı, Şehircilik Anabilim Dalı Başkanı, Şehir ve Bölge Planlaması Bölüm Başkanı, Fakülte Senatörü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi, Şehircilik Enstitüsü, Yapı Araştırma Kurumu, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü ile İTÜ Çevre ve Şehircilik UYG-AR Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olarak uzun yıllar hizmet vermiştir.”


Eğitim Sen: “Rotasyona Karşı Bütün Gücümüzle Mücadele Edeceğiz”

Eğitim Sen Zonguldak Şube Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada “Öğretmenlerin isteği dışında rotasyona tabi tutulmasına karşı bütün gücümüzle mücadele edeceğimiz bilinmelidir. Eğitim Sen, eğitimin bütün sorunlarında olduğu gibi, eğitim emekçilerine yönelik rotasyon dayatması konusunda da eğitim emekçilerin hak ve çıkarları doğrultusunda taraftır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimde yeni sorunlar yaratacak, okullardaki çalışma barışını tamamen bozmaya ve okullarda yeni bir kaos yaratmaya yönelik böylesi bir uygulamayı hayata geçirmeyi aklından bile geçirmemelidir.” denildi.
Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “12 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminde köklü değişiklikler gündeme gelmiş, söz konusu değişiklikler eğitimin niteliğini yükseltmek bir yana, daha da kötü hale getirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim politikalarındaki başarısızlığını sorgulamak yerine eğitimcileri tasfiye adımları atmaktadır. MEB`de şube müdürlüklerinden başlayarak okul müdürlerine kadar neredeyse bütün eğitim yöneticileri performansa dayalı çalışmaya bağlı olarak rotasyona tabi tutulmaya başlanmıştır. Okul Müdürleri ile başlayan rotasyon süreci, müdür yardımcıları ile devam etmiştir. 
 Eğitim yöneticilerinin ardından rotasyon sırasının öğretmenlere geldiği yönündeki tartışmalar birkaç yıldır sürdürülmektedir. MEB teşkilat kanununda yapılan değişikliklerle bakanlığın teşkilat yapısı baştan aşağı değiştirilmiştir. MEB teşkilat kanununda yapılan değişikliklerle bakanlığın teşkilat yapısı eğitimde yaşanan yoğun piyasalaştırma uygulamaları ve "rekabetçi" mantık üzerinden yenilenmiş, yapılan değişikliklerle eğitim yönetimi başta olmak üzere, pek çok alanda büyük alt-üst oluşlar ve mağduriyetler yaşanmıştır. 
 MEB eğitim emekçileri açısından tarihin en büyük sürgünü anlamına gelecektir. MEB, 400 bini aşkın öğretmeni yakından ilgilendiren, ekonomik ve sosyal olarak ciddi sorunlara yol açacak olan "öğretmenlere rotasyon" uygulamasını uygulamak için ilk adımı atmış, okullarda yeni ve kitlesel bir tasfiye için düğmeye basmıştır. 
Torba yasada yapılan değişikliğin hemen ardından, mevcut Öğretmen  Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği Taslağında öğretmene rotasyonun nasıl hayata geçirileceği konusundaki niyetini açıkca belli etmiştir. Taslağa göre aynı işyerinde 8 yıl görev yapan öğretmenlerin isteğe bağlı ya da istekleri dışında il içinde başka okullarda görevlendirileceği konusu netlik kazanmıştır. Yönetmeliğin 2014-2015 eğitim öğretim yılı içinde yayınlanması durumunda, Haziran 2015`ten itibaren yüz binlerce öğretmen yıllardır çalıştığı işyerinden, çalışma arkadaşlarından ve öğrencilerinden koparılacaktır. 
Eğitim emekçilerinin isteği dışındaki rotasyon uygulamalarının sürgün anlamına geleceği açıktır. Öğretmenlere rotasyonun uygulanması durumunda Türkiye, tarihte görülecek en büyük yer değiştirme hareketine sahne olacaktır. Eşleri farklı işkollarında ya da özel sektörde çalışan on binlerce eğitim emekçisi bulunmaktadır. Özür durumu atamalarını yılda bire indiren Milli Eğitim Bakanlığı eğitimin en büyük sorunu olarak eğitim emekçilerini görmesi kabul edilemez bir durumdur. 
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ZORUNLU ROTASYON UYGULAMASINI HAYATA GEÇİRMEDEN ÖNCE ŞU SORULARA YANIT VERMELİDİR; 
- MEB rotasyon uygulamasının ekonomik, sosyal, psikolojik, insani boyutlarını hesap etmiş midir? 
- Rotasyon uygulamasının benzeri gelişmiş ya da gelişmekte olan herhangi bir ülkede uygulanmakta mıdır? Uygulanıyorsa nasıl uygulanmaktadır? Bakanlık bu konuda nasıl bir hazırlık yapmıştır?
- Rotasyon uygulama kapsamında kaç eğitim emekçisi yer değiştirecektir? Yer değiştirmelerde öğretmenlerin aile ve yerleşim koşulları dikkate alınacak mıdır? 
- Rotasyon uygulamasının öğretmenlere ve ülke ekonomisine ne kadar yük getireceği MEB tarafından hesap edilmiş midir? 
- Ailelerin eğitim gören çocuklarının ve başka alanlarda çalışan eşlerinin durumu ve yaşayacakları mağduriyet düşünülmüş müdür?
- Eşlerden biri öğretmen diğeri hemşire, öğretmen, doktor, hakim, asker olanların tamamının tayinleri adil bir şekilde eşlerinin yanına yapabilecek midir? 

- Yıllarca şehir merkezlerinde çalışanların hakları ile köylerde ve ilçelerde çalışıp, il merkezine gelen öğretmenlerin bu uygulamayla hakları ne derece korunacaktır?
- Uygulama gerçekleştikten sonra yer değiştiren eğitim emekçileri, Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde, müdür ve müdür yardımcıları rotasyonu uygulamasında olduğu gibi tekrar mağdur edilecekler midir?
Milli Eğitim Bakanlığı gerçekten mağduriyet yaratmak istemiyorsa önce bu soruların yanıtlarını vermelidir. 
Eğitim Sen`in öğretmenlerin rotasyona tabi tutulmasına ilişkin görüşleri son derece açık ve nettir. Milli Eğitim Bakanlığı, on binlerce öğretmen açısından yeni bir dayatma anlamına gelen,  ekonomik ve sosyal olarak ciddi sorunlara yol açacak ve pek çok yönden yeni mağduriyetler yaratması kaçınılmaz olan "öğretmenlere rotasyon" uygulamasının yeni bir tasfiye mantığı ile ele almakta, bugüne kadar her konuda olduğu gibi, bu konuda da üzerinde yeterince çalışmadan, yandaş sendika dışındaki sendikalara görüşlerini bile sorma zahmetine girmeden hareket etmektedir. 
MEB`in zorlamasıyla on binlerce eğitim emekçisinin rotasyona tabi tutulmak istenmesi, her konuda olduğu gibi bu konuda da siyasal referansların, yandaş sendikanın isteklerinin belirleyici olması ihtimalini küçümsenmeyecek derecede arttırmaktadır. Bugüne kadar yaşanan örnekler bu görüşümüzü doğrulamaktadır. 
Eğitimde, hiçbir gerekçe eğitim emekçilerini okuttuğu öğrencisinden, oturduğu mahallesinden kopararak, zorla başka bir işyerine göndermesini haklı çıkaramaz. Böylesi bir uygulama, özellikle büyükşehirlerin sınırlarının son derece genişlediği bir dönemde açıkça "il içi sürgün" anlamına gelecek, on binlerce öğretmenin aile ve okul yaşantısını alt-üst edecektir. Uygulama ile bir öğretmen tıpkı TEOG sınavında olduğu gibi, mevcut okulunda 150-200 km uzakta görevlendirilebilecektir. Bu uygulamanın adı dünyanın her yerinde sürgündür ve kabul edilemez.  
Milli Eğitim Bakanlığı, açıkça "il içi sürgün" anlamına gelen ve pek çok yönden istismar edilebilecek "öğretmene rotasyon" uygulamasını asla gündeme getirmemelidir. MEB, öğretmenleri rotasyona tabi tutmak yerine, gönüllülük ve teşvik esasına dayalı çözümler geliştirmeli, hiç kimse kendi isteği dışında çalıştığı okuldan, çalışma arkadaşlarından ve öğrencilerinden zorla koparılmamalıdır. 
Eğitim Sen, eğitimin bütün sorunlarında olduğu gibi, eğitim emekçilerine yönelik rotasyon dayatması konusunda da eğitim emekçilerin hak ve çıkarları doğrultusunda taraftır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimde yeni sorunlar yaratacak, okullardaki çalışma barışını tamamen bozmaya ve okullarda yeni bir kaos yaratmaya yönelik böylesi bir uygulamayı hayata geçirmeyi aklından bile geçirmemelidir.” 

21 Ekim 2014 Salı

GMİS GENEL BAŞKANI ALABAŞ, “İKİ ASGARİ ÜCRET, BAŞLANGIÇ ÜCRETİDİR

 
Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Eyüp Alabaş ile Yönetim Kurulu Üyeleri, 11 Eylül 2014 tarihinde yürürlüğe giren ve torba yasa olarak bilinen 6552 Sayılı Kanundaki madencilik ile ilgili düzenlemelerden kaynaklanan bazı sorunlarla ilgili 21 Ekim 2014 tarihinde bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıya GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, Genel Başkan Yardımcısı Satılmış Uludağ, Genel Mali Sekreter Muharrem Sarıçam, Genel Teşkilatlandırma ve Eğitim Sekreteri Osman Tutkun ile çok sayıda basın temsilcisi katıldı.
GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, “Bildiğiniz gibi torba yasa, 11 Eylül 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Torba Yasanın özellikle yeraltında çalışan maden işçilerinin ücretlerinin iki asgari ücretten az olamayacağı ile ilgili maddesi bir çok özel sektör işletmesi tarafından uygulanmaya başlanırken, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), dün itibariyle ödemesi gereken maaşlarda torba yasanın hükmü olan en az iki asgari ücreti uygulaması gerekirken uygulamadı ve arkadaşlarımızın alacaklarını kesti. Bu nedenle bu basın toplantısını düzenleme gereği duyduk dedi.
Alabaş, şöyle konuştu;
“Genel Maden İşçileri Sendikası Yönetim Kurulu ve Şahsım adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz diyor, gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum.
99 GÜNLÜK SÜREÇTE GELİŞMELERİ YAKINDAN İZLEDİK
Madencilik sektörünü de ilgilendiren çok sayıda yasada değişiklik yapan Torba Yasayı değişik ortamlarda,  basın ve kamuoyu önünde değerlendirmiştik.
Bu yasa hakkında bilgi vermek için işyerlerimizi de ziyaret etmiştik.
O zaman da belirttiğim gibi 99 günlük süreç boyunca gelişmeleri yakından izledik.
Soma kazası sonrası 60 yasa maddesiyle başlayan bu süreç, Türkiye gündemindeki gelişmelere bağlı olarak çok değişik konuları içine alan146 maddelik bir torba yasa olarak sonuçlandı.
Süreç, madencilik sektörüyle başlamasına rağmen, madencilik sektörünü ilgilendiren maddeler, sosyal tarafları da kapsayacak şekilde yeterince tartışılmadığı gibi bazı maddelerin ikinci bir torba yasayla ele alınmasına karar verildi.
Madencilik sektöründe yapılan düzenlemelerle ilgili tartışmalar, başta Zonguldak olmak üzere Kütahya ve diğer illerde maden ocaklarının kapatılması ve işçilerin işine son verilmesi aşamasına geldi.
Şimdi madenciler için özellikle iş güvenliğine dönük, ILO’nun 176 sayılı sözleşmesinin onaylanmasını, madencilerin çalışma saatlerini ve diğer düzenlemeleri kapsayacak yeni torba yasadan söz edilirken gündem yine hareketlendi ve başka yasalar da gündeme geldi.
Bununla ilgili Sayın Enerji Bakanı da bir ay içinde yeni yasal düzenlemeleri Meclis’e sunacaklarını açıldı.
BİZİ MUTLU EDEN DÜZENLEMELERE SAHİP ÇIKARKEN, ÜZEN DÜZENLEMELERLE İLGİLİ GİRİŞİMLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ
Biz Genel Maden İşçileri Sendikası olarak tüm bu gelişmeleri yakından izlemeye devam ediyoruz.
Bizi mutlu eden düzenlemelere sahip çıkarken daha önce belirttiğimiz bizi üzen konularda da girişimlerimizi sürdürüyoruz.
İşçi ve memur sendikalarımızla, başta Türk-İş olmak üzere konfederasyonlarla, meslek odalarıyla, İşveren kesimiyle, bürokratlarla ve bakanlık düzeyinde görüşmelerimiz sürüyor.
Son olarak, 16-17 Ekim tarihlerinde Ankara’da düzenlenen bir toplantıda ILO, BM, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın  üst düzey temsilcilerinin hazır bulunduğu, DİSK ve Hak-İş Genel Başkanları ile bağlı Sendikaların ve TİSK Genel Sekreteri ile maden sektörünün temsilcilerinin katıldığı  toplantıda, Türk-İş ve Sendikamız adına yaptığım konuşmada bu sorunları dile getirdim.
Bire bir yaptığımız görüşmelerde de maden işçileri adına konulara açıklık getirdim.
YASADA YER ALAN EN AZ İKİ ASGARİ ÜCRET,
BAŞLANGIÇ ÜCRETİDİR
Biz burada ya da başka ortamlarda bir konuyu dile getirirken, görüşlerimizi ortaya koyarken,  bunu mutlaka bir yerlere dayandırıyoruz.
Bakandan söz aldıysak ilgili bakanı, bürokrattan bilgi aldıysak ilgili bürokratı referans gösteriyoruz.
Günlük 7,5 saat çalışma, haftada 2 gün tatil yapma konusunu bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik kamuoyu huzurunda da dile getirdiler.  Bu yasayı yeni yasama döneminde çıkartacaklarını ifade ettiler, biz de takip ediyoruz.
Aynı şekilde, madencilik sektöründe taşkömürü ve linyit üretiminde yeraltında çalışan maden işçilerine 2 asgari ücretten az başlangıç ücreti verilemeyeceğini yine Sayın Bakanımız Faruk Çelik kamuoyuna yaptıkları açıklamada açıkça ifade ettiler.
Biz ilgili bürokratlara yaptığımız görüşmelerde sendikal kazanımların, ikramiye ve sosyal hakların bu taban ücretin üzerine konulacağını öğrendik.
Yani 75 lira 60 kuruşluk ücretin altında yevmiyesi olanların günlük ücretinin buraya yükseltileceğini, bunun başlangıç ücreti olacağını öğrendik ve işçi arkadaşlarımıza, kamuoyuna bu doğrultuda bilgi verdik.
BAZI BÜROKRATLAR, ZORLAMA YORUMLARDA BULUNUYOR
Şimdi bazı bürokratlar zorlama yorumlarla, ikramiyelerimizi ve sendikal kazanımlarımız olan sosyal haklarımızı da hesaba katarak yıllık ortalamadan hareketle aylık geliri ve oradan da günlük gelirimizi hesaplamaya kalkıyorlar.
Ne yazık ki bu zorlama yorumun kaynağı da Zonguldak’a dayanıyor.
Bürokrat arkadaşımız yasada yeni bir şey keşfetmişçesine çevresini ikna etmeye çalışıyor.
Ben Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı olarak, söz konusu bu yasa maddesini kaleme alan bürokrat arkadaşımızla ve Sayın Müsteşarımızla yüz yüze görüştüm. Yasayı yazarken böyle bir şey amaçlamadıklarını bunun çok zorlama bir yorum olduğunu ifade ettiler.
Nitekim yasayı kaleme alan bürokrat arkadaşımız da bu düşüncesini bir dergide açıkça yazdı.
Türk-İş Genel başkanı ve Türkiye Maden İş Sendikası Genel Başkanı ile yaptığımız görüşme sonrasında Türkiye Maden İş Sendikamız yasayı gündeme getiren ve çıkartan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına görüşünü bir yazıyla sordu.
Yine aynı cevap verildi. Burada anlaşılması gerekenin başlangıç ücreti olması gerektiği belirtildi.
Buna rağmen TTK bu yasayı kendi zorlama yorumuyla değerlendirdi ve uygulamayarak bizim alacaklarımızı kesti.
GİRİŞİMLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ, AYRICA DAVA AÇACAĞIZ
Biz biryandan ilgili bakanlıklara şikayetlerimizi yaparken öte yandan İş Mahkemesine alacak davamızı açacağız.
2-5-7 uygulamasında olduğu gibi er ya da geç bu hakkımızı alacağız ve mahkemeden doğacak kurum zararının ilgili bürokratlara Rücu edilmesi içinde hukukun gereğini yapacağız.
Biz üretmek istiyoruz, TTK’nın kendi ayağı üzerinde durmasını istiyoruz ve ülke ekonomisine katkı vermeye çalışıyoruz. Hiç kimsenin sosyal barışı bozmasına izin vermeyiz”.
TTK’YA İŞÇİ ALIMI İÇİN GİRİŞİMLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ
GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularına da cevapladı.
TTK’ya işçi alımı konusundaki süreci anlatan Alabaş, “Göreve geldiğimiz 2011 yılından itibaren TTK’nın işçi açıklarının giderilmesi için bir dizi girişimde bulunduk. Başta bölge milletvekillerimiz, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin il başkanları, Enerji Bakanımız düzeyinde girişimler yaptık. Sonraki süreçte yine 2012 yılında, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) yetkilileri ve bölge milletvekillerinin de katılımıyla işçi açıklarının giderilmesi konusunda toplantılarımız oldu. Orada dayatılan performansa dayalı ücret sistemiydi. Biz, bu ücretlendirme sistemiyle TTK’da işçi çalışamayacağını, maaşı belli olan bir sistemi istediğimizi söylemiştik. En nihayetinde Enerji Bakanı, “Genel Maden İşçileri Sendikası ile TTK yetkilileri ortak bir çalışma yapsın. Bu ortak çalışmayı dosya haline getirsin. Biz de bununla ilgili girişimlerimizi yapalım” dedi. Bunun üzerine 2013 yılının Ekim-Kasım aylarında komisyon çalışmalarını yaptı ve 2013 yılının Aralık ayında hazırlanan dosyayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na sunduk. Ancak ne yazık ki Türkiye gündemindeki değişiklikler, Hükümet ile ilgili gelişmeler bu konuyla ilgili olarak sonuç almamızı geciktirdi. Biz TTK’nın işçi açıklarının giderilmesi için girişimlerimizi sürdürüyoruz. Yine torba yasanın yasalaştığı son gün Meclis’te bölge milletvekillerimiz ile birlikte Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Ali Babacan ile bir görüşme sağlandı. O görüşmede TTK’nın işçi açıklarının giderilmesiyle ilgili konu iletildi. Sayın Ali Babacan da konuyu bürokratlarıyla görüşeceğini ve konuyla ilgili yardımcı olmaya çalışacağını bölge milletvekillerimize de söyledi. Bununla ilgili girişimlerimiz devam ediyor” dedi.
TORBA YASA BİRÇOK EKSİKLE ÇIKTI
Bir gazetecinin sorusu üzerine Torba Yasa’nın birçok eksikle çıktığını ve yeni sorunları gündeme getirdiğini belirten Alabaş şöyle konuştu; “Torba Yasa, Soma kazasından sonra gündeme geldi. Duygusal bir refleksle gündeme geldi. Gönül isterdi ki işçi ve işveren temsilcileriyle, Maden Mühendisleri Odasıyla, sektör temsilcileriyle bir araya gelerek, enine-boyuna tartışıldığı bir çalıştay sonunda bu torba yasa gündeme gelseydi. Ancak Soma kazasından 15 gün sonra torba yasa tasarısı Meclis’e sunuldu.  Sektör temsilcilerine danışılmadığı için önce komisyonlarda tartışıldı. Duygusal refleksle hazırlandığı için de bugün yeni yeni sorunlar ortaya çıkardı. İki asgari ücret uygulaması nedeniyle işsiz kalan çalışanlar var, işverenlerin sorunları var.
Maden işçisinin hak ettiği ücret elbette çok daha fazlasıdır ama insanca yaşayabilecekleri bir ücrete yakın bir ücret umudu doğmuşken bu kez maden işçileri işsizlikle karşı karşıya kaldı.
Bugün Türkiye’de işsizlik korkusu ölüm korkusunun da önüne geçmiş durumda. Yoksa Türkiye’nin değişik bölgelerinde bu kadar düşük ücretle maden işçisini çalışmaya ikna etmek, rıza göstermesini beklemek mümkün değil. Dolasıyla yasanın birçok eksiği var. Bu eksiklerin de önümüzdeki süreçte düzeltilmesi için Genel Maden İşçileri Sendikası olarak üzerimize ne düşüyorsa o görevi yapmaya hazırız. Bununla ilgili girişmelerimiz de var.”